Giriş Yapan Ziyaretçi Sayısı

Wednesday, May 21, 2014

Modern İnsanın Üniforması : Jean ‘in Hikayesi


Tuba Edman - New York
Tarihteki yolculuğuna hiç kesintisiz devam eden, ortaya çıktığı günden bu yana modası hiç geçmeyen, her kesimin her dönemin gözdesi olmayı başaran ve modern insanın üniforması haline gelen Jean’in popülerliğinin altında yatan sır ne?
Her şey San Francisco’nun altına hücum eden madenciler tarafından istilası ile başladı. Bu insanların bol miktarda çadır bezi, ev ve at arabası örtüsüne ihtiyacı vardı. Böylece 1853 yılında akıllı bir adam olan Levi Strauss, bu ihtiyaca cevap vermek için Denim toptancılığına başlamış oldu. Burada çalışan işçilerin kıyafetleri çok çabuk yıpranmaktaydı. Bu sebeple, daha dayanıklı, daha rahat, her zaman, her yerde giyilebilecek kıyafetlere ihtiyaç duyulmaktaydı. Müşterilerinden birinin “Aslında pantolon satmalıydın, herkesin sağlam pantolonlara ihtiyacı var” demesi, Strauss’un aklına dahiyane bir fikir getirdi. Böylece yüzyıla damgasını vuran denim kumaştan olan ilk Jean pantolon üretilmiş oldu. Sonrasında denim pantolonları maviye boyayarak bakır zımbalarla sağlamlaştırdı. İnanılmaz ama ilk pantolonun üretiminden yıllar sonra 1902’de pantolonun arkasına iki cep dikmeyi akıl eden Levi, 1973 yılında 501 tipi pantolonlarının patentini aldı.
Levi’sin Cenova' da ki dokuma tezgahlarından Yeni Dünya' ya (Amerika' ya) Blue Jean kumaşı ithal ederken, bu işte bir gelecek gördüğü kesindi, ama bu kumaştan üretilmiş pantolonların, yıllarca modaya hakim olacak bir vazgeçilmezin temellerini attığını, amansız bir yayılma ile dünyayı adeta istila edeceğini, siyasetin zaman gelip parçası olacağını, devrimlerin bile simgesi olarak gösterileceğini, gün gelip politikacıların çağdaş görünmek için Blue Jean giyeceklerini ve yüzyıllar boyu denimin tahtını sallayacak bir kumaşın daha, bulunamayacağını muhtemelen aklına bile getirmemişti.
Dayanıklılığı, ütü istememesi ve çalışmayı kolaylaştıran dokusu nedeniyle petrol ve maden işçilerinin giysisi olan Blue Jean, şu anda dünya nüfusunun en geniş ölçekte ortak giysisi olarak gösteriliyor. Zamanla Amerikan hayat tarzının en önemli simgelerinden biri haline gelen Jean, bu nedenle 20. yüzyılda kola gibi, hamburger gibi Amerika'yı ve Amerikalıyı akla getiren birkaç önemli üründen biri oldu. Benimsendiği kadar, sırf bu nedenle de boykotlarla karşılaştı, hatta yasaklandı.

Peki tarihteki yolculuğuna hiç kesintisiz devam eden ve modern insanın üniforması haline gelen Jean’ in sırrı neydi?
Bu cevabı bulmak için Jean’i Jean yapan kumaşın yani denimin püf noktasına bakmak gerekir.
Denim ilk olarak Fransa’nın Serge de Nimes bölgesinde dokunmuştur. Kristof Kolomb‘un gemilerinde kullanmak için sağlam bir yelken kumaşı arayışı sonucunda üretilmeye başlanan bu kumaşın en önemli ham maddesi pamuktur. Ve ilk kez giysi olarak Cenova’lı denizciler tarafından kullanılmıştır.
Hammadde olarak kullanılan pamuk, bilindiği gibi doğal, terletmeyen, yumuşak, ekonomik ve boya tutan bir maddedir. Tarladan toplanan pamuklara mukavemet, yırtılma, esneklik kazandırmak için çeşitli karışımlar uygulanır ve elde edilen iplik dokunarak kumaş haline getirilir. Jean kumaşa efsanevi rengini veren boyama aşaması ham ipliğe indigo rengin uygulanmasıyla elde edilir. Eskiden Hindistan’da yetişen Indigofera isimli bir bitkiden doğal yollarla elde edilen bu renk 1878 yılında kimyagerler tarafından sentetik yollarla imal edilmeye başlamıştır. Yıkamanın Jean giyiminde kullanılmaya başlaması ise tamamen tesadüf sonucudur. North Carolina’ da 1969 yılında yaşanan tayfun, bir Jean fabrikasını sular altında bırakınca yöneticiler uğradıkları zararı telafi etmek için, özel olarak hazırladıkları kimyasal maddeler sayesinde kumaş üzerindeki boyadan bir ölçüde kurtularak, kumaşların açık renge bürünmesini sağladılar. Ortaya çıkan sonuç çok başarılıydı ve tüketicilerin bir anda gözdesi oldu, günümüzde ise yıkama işlemi ponza taşı ve selüloz enzimleriyle yapılıyor sonra taş ve tozlardan arındırmak amacı ile durulanarak özel yumuşatıcılar yardımı ile yumuşatılarak kurutuluyor. Ağartma işlemi ise hipoklorit gibi ağartıcılar yolu ile gerçekleştiriliyor.

Jean’ in Avrupa' ya Sıçraması
Çeşitli kaynaklardan derlenen bilgelere göre Avrupa' nın Levi's ile tanışması II. Dünya savaşı sırasında gerçekleşti. Avrupa'ya gelen Amerikan askerleri, eski kıtaya Levis' in ününü de taşıdılar. Cephedeki savaş sürerken markalar arasında da büyük savaş patlak verdi. 1940' lar da Levi's ile Lee kapıştı. 1947' de Wrangler da savaşa dahil oldu. Yüzyılın başında çiftçiler ve demiryolu çalışanlarının vazgeçilmez giysisi olan Jean pantolon, 1950'li yıllarda kentli oldu.
Lee; Hollywood prodüksiyonlarına sponsor olarak Amerikan sinema yıldızlarına Jean giydirdi. Böylece, James Dean’in giyindiği Jean bir dönem gençliğin başkaldırı sembolü oldu. Kadınlar arasında yayılması ise 1960'lı yıllarda Marilyn Monroe ve Brigitte Bardot'nun giymesi ile gerçekleşti. 68 gençliğinin gösterileri satışlarında patlama yarattı. Tam bu sırada pazarda kendisine yer arayan firmalar harekete geçtiler ve irili ufaklı onlarca marka piyasaya doluştu.
Türkiye’de kumaşı, ayakkabıyı bile devletin ürettiği bu tarihlerden, 50’lere gelindiğinde Türkiye, Batı Blok’unun en doğudaki sınırı olmuştu. Artık tercihini demokrasiden, serbest piyasa ekonomisinden, NATO’dan ve daha geniş anlamı ile Amerika’dan yana kullandığı için de ödüllendirilmişti. Amerikan savaş gemileri, askeri üsler ve Amerikalı askerlerin ardından, Türkiye’de Blue Jean’le yani bizim deyimimizle “Blucin “ ile tanıştı. Blucin genç kuşağın ilgisini çekmeye başladı. 1968 yılında Fransa’da başlayan öğrenci harekeleri, Vietnam karşıtı gösteriler, askeri darbeler ve 61 anayasası Jean’i siyasete kadar soktu. Ve Blue Jean üniversiteye girdiğinde kamplaşmalar başlamıştı bile, çünkü yönetenler kadar yönetilenlerde ya sağcıydı yada solcu, sağcılar milli hassasiyetlerine ters düştüğü için blucini sevmediler, solcularda Amerikalıları sevmeseler de Jean’leri giyindiler ama giyinmeden önce Amerikan bayraklı etiketlerini söktüler ve haki renkli parkaları ile Amerikan Blue Jean’ini Türk solunun simgesi yaptılar. 60’lı yılların sonunda, ünlü Amerikalı aktör James Dean'in özellikle ‘‘Devlerin Aşkı’’ filminde giydiği Blucin, İstanbul, Ankara, İzmir ve Adana'daki Amerikan askerlerinin giydiği pantolonların aynısıydı. Amerikalılar ülkelerine dönerken blucinleri, Kapalıçarşı'nın Beyazıt girişindeki elbisecilere satılmaya başlamıştı bile, yasaktı yani kaçaktı ama yine de satılıyordu.
Amerikan üslerinden kaçak olarak çıkartılan mallar, el altından akıl almaz fiyatlara satılırdı. Zamanla yurtdışından tırlarla kaçak olarak tanınmış yabancı markalar bile artık ülkeye gelmeye başlamıştı. Blue Jean, Türkiye’deki tüm yasakları delmişti. 70’lerde Hippiler geldiğinde, Jean’lerini peşlerine takılan gençlerin ellerinden zor kurtarıyorlardı. Beşiktaş pazarında yenileri, Sultanahmet pazarında ise kullanılmışları satılıyordu, Ankara’da Hergele Meydanı ve Saman Pazar’ından Anadolu'ya dağılıyordu.
Muhteşem Bey’in soyadı Jean'in Türkçe‘si oldu. Muhteşem Bey 1940 yılında iyi bir terzi olmak için gittiği Fransa’da Blue Jean ile tanıştı. Taş gibi sağlamlığına ve olağanüstü dikişine hayran kaldı. Bu buluşu Türkiye’ye getirerek ve burada üretmeyi hayal ederek işe koyuldu. Kumaşı, boyası, dikişi derken günde 200 adet pantolon imal ederek bu hayalini sonunda gerçekleştirdi. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de özellikle işçiler ve köylüler arasında bir anda tutuldu Jean, yani bizim “ Kot “. 1958 yılında “ Kot ” marka olarak tescil ettirildi. Böylece tüccar terzi “Muhteşem Kot “ artık, Türkiye’de bir marka olmuştu. 70’li yıllarda birçok yasaklı kelimeye rağmen Blue Jean bir sözcük olarak Türk Dil Kurumu sözlüğüne girmiş olsa da, o artık Türk Halkı’nın diline Kot olarak yerleşmişti çoktan. Aslında gerçek şu ki, Kot herkesçe bilinen ve kullanılan ismine rağmen yine de hiçbir zaman hak ettiği marka olma şansını gerektiği gibi kullanamamıştı. Daha sonra Muhteşem Bey’in oğlu olan Aytaç Kot, 1978 yıllarında Frankfurt'ta ilk kez düzenlenen blucin fuarına katıldı. Burada, yıpranmış kotların sihrini keşfeden Aytaç Bey, eline yıpranmış kotların ceplerinden bulduğu minik ponza taşlarını alarak Türkiye’ye döndü, böylece Türkiye de ilk kez ‘‘stonewash’’ yani taş yıkama ile tanıştı.
Türkiye'de orijinal Amerikan Jean’lerinin ancak kaçak olarak satılabildiği 1980'li yıllardan sonra, Özal döneminde kapıların açılıp yabancı markaların ülkeye girmesi ile gözden düşen Muhteşem Bey‘in kotları için “ Kot, kot değildir “ diye bir reklam kampanyası başlatılsa da, firma 1992 sonlarında artık üretime son vermekten başa çare bulamadı. Tüm bunlara rağmen yine de Türkiye’de ‘’Levis Kot’’ soran binlerce insana halen rastlamaktayız. Muhteşem Bey’ in soyadı olan ‘’Kot’’ marka özelliğini sürdüremese de, kategorisinin jenerik ismi olmayı başarmıştır.…
80’li yıllara gelindiğinde ise, başlayan değişim rüzgarları Türkiye’yi Blue Jean üretip ihraç eden bir ülke konumuna getirdi. taklitteki yeteneğimiz sayesinde yabancı markaların cenneti haline gelen ülkemiz, son yıllarda tekstilde dünyanın en önemli üreticileri arasında yer alıyor. Artık Türkiye hem kumaşını, hem konfeksiyonu üretiliyor, ihracatı da giderek artırıyor. Mavi, Colins ve Loft’un yanı sıra onlarca firma var sektörde. Bu firmaların bazıları marka sahibi bazıları ise hem marka sahibi hem de ünlü yabancı markalar için fason üretim yapıyor. Türk ürünlerinin tercih edilmesinin en büyük nedeni ise, Tekstil sektörünün kâbusu olan Çinli üreticilerin, yüksek kaliteli Türk jean’lerini taklit bile edemiyor olması.
Bir sosyal fenomen olan ve bu gün dünya genelinde 50 milyar dolarlık bir pazara sahip olan Jean’i bu kadar özel kılansa; genç, yaşlı, kadın, erkek, zengin, fakir, siyah, beyaz hiç bir ayrım yapmaksızın özgürlük, eşitlik, bağımsızlık, hatta seksliğin sembolü olabilmesi.
Aslında Jean’in sırrı bence, tüm farklılıklarımıza rağmen “herkes gibi olabilmemizi sağlamasıdır."


No comments:

Post a Comment