Giriş Yapan Ziyaretçi Sayısı

Friday, October 31, 2014

İlham Perilerim Falan Yok Yalnızca Büyük Bir Motivasyonum Var "Tasarimci Gülcan Çetin Röportaji"



Tuba Edman - New york
Bu gün size Türkiye ile sınırlı kalmayıp tasarımlarını New York'a taşıyan bir başarılı modacıyı tanıtmak istiyorum. Gülcan Çetin'i, belki şimdilik çok fazla kişi tanımıyor ama, o emin adımlarla çıkıyor kariyer basamaklarını, onunla tatil için geldiği New York’un hayatını nasıl değiştirişini, kendi gibi Türkiye dışına taşmak isteyen genç modacılara tavsiyelerini, ileriye dönük projelerini, New York'tan Türkiye’ye bakışı ve çok daha fazlasını bu röportajda bulabilirsiniz!
Manhattan’daki ofisinde moda ve hayatı hakkında samimi bir sohbet gerçekleştirdiğimiz Çetin, her zaman üretkenlikten, kendiminkilerle beraber başkalarının hayallerini de gerçeğe dönüştürmekten beslenen bir insanim diyerek sözlerine başlıyor. Ve ne mutlu ki artık tamda bu işi yapmayı hayal ettiğim yerde New York’tayım diyor. Aslında sıfırdan bir şeyler var etmek, yaratmak benim yaşama sebebim ve en büyük enerji kaynağım, ama öyle '' İlham perilerim falan yok yalnızca büyük bir motivasyonum var”, diyerek devam ediyor sözlerine.
Bu mesleği seçme nedeninizi öğrenebilir miyiz, tasarımcı olmanızda kim yada ne etkili oldu?
Aslında belli bir neden gösteremem, sanki hep içimdeydi ve benimle büyüdü bu his. Yani tasarım, benim için meslek değil aslında hayatımın anlamı gibi. Zaten tasarımcı olmasaydım ne olurdum açıkçası hiç düşünmedim. Benim hayatımda bir seçenek olmadı bu meslek, önümdeki tek yoldu ve bendende o yolda sadece yürüdüm.
Ama okul yıllarımda Paul Poirettende çok etkilendiğimi söylemeliyim. Çünkü Paul Poiret'a modanın Picasso gibidir benim gözümde. Picasso sanat için ne yaptıysa o da moda için yapmıştır.
New York ne zaman hayallerinizin şehri oldu ve buraya gelme fikri nerden çıktı?
Moda eğitimim sırasında New York’a gelmek benim için adeta bir tutkuya dönüşmüştü. Çocukken bazen ufak bir çanta hazırlayıp ben uzaklara gidiyorum anne, belki dönmem diye evden çıkardım. Olduğum yere hiçbir zaman sığamadım, çok hayalperesttim hep bir gün uçabileceğime inanırdım, yüksek yerlerden şemsiyeyle uçma girişimlerim bile olmuştu.
Bunun nedeni seyrettiğim bir film miydi yoksa okuduğum bir kitap miydi gerçekten şu an bilemiyorum. Manhattan’ın gökdelenleri ve Sex and The City dizisi de bu tutkum iyice körükledi.
Ben kendi hayatını yaşamaya, kendini keşfetmeye ve kendi hayatının yıldızı olmaya odaklı bir insanim. Ve New York’ta bunu başarabileceğim yegane şehirdi. Her zaman New York eşittir özgürlükler şehriydi kafamda, ama aklınıza öyle baskılı geçen bir gençlik ve çocukluk gelmesin gayet mutlu ve özgür bir gençlik dönemi yaşadım benim kastettiğim farklı bir özgürlük. Nasıl anlatılır bilmiyorum yani yazar değilim. Ama tasarımlarıma New York’un özgürlüğün yansıttığım kesin.
New York’ta yaşamak mesleğinize neler katıyor?
New York’un caddelerinde çok değişik bir hava vardır. Bazen kahvemi elime alıp bir sandalyeye oturup insanları izliyorum. Burada öğle vakti kırmızı tuvalet giyip sokakta yürüseniz bile garip karşılanmaz. Burası bir show sahnesi gibi, her şeyi kaldırıyor.
Ayrıca New York’un dünya kültürlerini modern bir çatı altında ağırlayan metropol bir şehir oluşu .Herkesin sizden farklı olduğunu görmek çok heyecan verici. Aslında hangi ülkeden olursa olsun burada herkes ülkesindeki toplumsal gelenek ve göreneklerin getirdiği baskıdan kurtulup daha yaratıcı ve özgür hissediyor kendini. Bu yüzden belki de adı özgürlükler şehri.
Tabi bu renklilik, hareketlilikte size çok ilham veriyor, motivasyonunuzu yüksek tutuyor ve koleksiyonlarınızı hazırlarken sizi özgür kılıyor.

Peki hayallerinize ulaşmak, New York’a gelmek ve bu özgürlüğün bir parçası olmak kolay oldu mu?
Doğrusu ya kolay olmadı. Ama bugün anlıyorum ki bir şeyi gerçekten isterseniz ve hedefe kilitlenirseniz, mutlaka başarıyorsunuz.
Uzun yıllar New York’a herhangi bir iş teklifi ile gelmeyi çabalamama rağmen, burada çalışma izni almayı başaramadım tabi. Öyle büyük bir talep var ki, siz sanki koskoca denizde bir kum tanesi gibisiniz. Bir gün madem çalışmak için gidemiyorum en azından bu muhteşem şehirde bir süre yaşayım diyerek soluğu burada aldım. Tabi o an bu tatilin beni hayallerime ulaştıracağını bilemezdim.
Öyle enteresan bir şey ki; bu tam “hayat tesadüfleri sever” durumu yani. Metroda Angelica ileilginç bir şekilde tanıştık. Her ikimizde metroya yetişmek için koşuyorduk, kapı kapandı kapanacak attık kendimizi içeri. Angelika’nin elindeki çizimleri tabi ki dikkatimden kaçmadı. İki tasarımcı sohbete başladık, öyle ki otelimin istasyonunu çoktan geçmiştim. Angelica İtalyan’dı ve çalıştığı şirketten bu hafta ayrılacak ülkesine dönecekti. Benim ne denli hevesi olduğumu görünce dilersen seni patronum ile tanıştırayım dedi.
İşte o an hayatımın dönüm noktasıydı . Sizce bu kader değil de neydi? Siz isteyin ve elinizden geleni yapın, zamanını Tanrı ya bırakın.
“Tek valiz ile geldiğim New York, o günden sonra benim evim oldu.”
Gerçekten çok farklı bir hikaye sizinkisi, anlıyorum ki hemen işe kabul edilmişsiniz, peki kolay oldu mu burada mesleğinizi yapmak?
Ertesi gün Angelica’nın patronları ile tanıştım. Hemen onlara internet sitemdeki çizimlerle küçük bir sunum yaptım. Beni çok donanımlı buldurlar, ama yine de bir portföyle hazırlamamı istediler, her şey rüya gibiydi. Ve çalışma teklifi hemen o hafta yapıldı. Normalde işe alım süreci gerçekten çok uzun ve aşamalıdır burada. Birikimimin ve şansımın neticesinde oldu her şey. Dört yılı aşkın süredir aynı firmada Burlington, Macys, Gordmans, Sears ve Boscov’s gibi departman storlara tasarım ve üretim yapıyorum.
İstanbul ile New York moda sektörü ve çalışma hayati arasındaki farklar neler?
Bir tasarımcı için New York’ta olmanın çok avantajı var. Bir kere siz modanın merkezi olan bir şehirdesiniz. Türkiye’deki tasarımcılar gelecek sezon koleksiyona numune alışverişini buradan yaparken, siz o modelleri tasarlayansınız. Yani takip edilensiniz. Çalışma hayati ve insan ilişkilerinde de bir çok farklılık var. İnsan ilişkileri çok daha rahat ve samimi. Patronla çalışan arasında Türkiye’deki gibi abartılı bir resmiyet, mesafe yok. İnsanlar birbirine daha saygılı ve eşit davranıyor. Buradaki moda sektörünün Türkiye’den en büyük farkı Amerikalıların tamamen satış odaklı çalışmaları. İnanılmaz satış stratejileri var. Türkiye bence satış ve pazarlama konusunda oldukça zayıf. Tasarladığınız bir ürünü satamayacaksanız ne kadar güzel olsa da başarısızsınız demektir.
Bu anlamda bende bir tasarımcı olarak satış odaklı nasıl çalışıldığını, kendi koleksiyonumu satmayı öğrendim.

Günümüzün en popüler mesleklerinden biri tasarımcılık ve sürekli yeni tasarımcı adayları mezun oluyor üniversitelerden, genç tasarımcı adaylarına neler tavsiye edersiniz?
Sektöre ilk atıldığım yıllar bende adaptasyon zorluğu çektim. Okul ve çalışma hayati çok farklı geldi. Bu yüzden tasarım okuyan arkadaşlarıma stajı beklemeden okuldayken bir firmaya part time girip kendilerini sektöre alıştırmalarını öneririm.
Doğrusu sektöre yeni atılmış tasarımcıları bizden daha şanslı görüyorum. Artık teknoloji ve haberleşme çok gelişti, dünyanın diğer ucundaki bilgiye hemen ulaşabiliyorlar. Böylece hedeflerini daha yüksek tutup uluslararası alanda kendilerini daha rahat gösterebiliyorlar.
Onlara büyük düşünüp, kendilerine güvenmelerini tavsiye edebilirim. Değişime açık olup, korkmasınlar. Çünkü eğer değişmezseniz modanız geçer. Günümüz iş hayati hızla değişmekte, ayakta kalmak için bu değişime adapte olmaları gerekir. Sadece çok iyi bir tasarımcı olmak onlara istediği kariyeri getirmeyebilir. Okuldan sonra mümkünse büyük bir firmada alt kademeden başlasınlar, büyük firmalar okul gibidir. İlk etapta yüksek ücretler aramasınlar, öğrenmeye kendilerini geliştirmeye odaklansınlar.
New York’ ta kariyer düşünen Türk tasarımcılara tavsiyeleriniz var mi?
Ben Türkiye’den belli bir sektör tecrübesiyle New York’a geldiğim için yeniden okumayı düşünmedim. Yalnız hem çalıştım hem de kendimi geliştirmek için FIT (Fashion Institute of Technology ) den ek seminer ve kurslar aldım. Ama mümkünse New York’ u düşünenler eğitim dönemini de burada geçirsinler. FIT yada Parsons ta okuyup, sonra sektöre atılsınlar. Çünküçalışma hayatında karşılaşacakları en büyük handikap dil problemi, en azından eğitim sürecinde bunu halletsinler aksi taktirde eğer yeterli İngilizceleri yoksa üzgünüm ki hiç şansları olmayacak.
Burada yeni mezunlar önemli projelerde deneyim edinmek adına ilk zamanlar ücretsiz çalışırlar. Ama FIT’e okuyup Türkiye’ye de geri dönmesinler hemen, biraz mücadele edip iş deneyimi kazanmaya baksınlar, ücretsiz projelerde yer alsınlar.
Tabi ümit kırmak istemem ama işe alım süreci Amerika’nın her yerinde biraz uzun sürüyor, hele de ekonomi iyi değilse. Amerikalı gençlerin bile işe yerleşmeleri altı ay ile bir yıl arası sürebiliyor.
Aktif olup kendilerine faydalı olacak kontaklar kurmaya çalışırlarsa işleri kolaylaşır diye düşünüyorum.
İşte size, hemen hemen tüm tasarımcılara sorulan klasik bir soru “Moda “ Gülcan Çetin için ne anlama geliyor.
Moda değişimdir ve hayatin ta kendisidir. Moda deyince herkes önce kıyafet olarak algılar fakat moda aslında bir toplumun sosyolojik ekonomik siyasal, sanat, mimari, edebiyat her türlü alanda gelişimi ve değişiminin kıyafete yansımasıdır. Birinci Dünya Savaşı sırasında yoksulluktan çorap alamayan kadınların kömür karasını ince çorap niyetine bacaklarına sürmeleri de bundan ötürüdür. Moda bir dayatma değil aslında önüne geçilemez bir değişim isteğidir bence.
Son olarak Gülcan Çetin’in geleceğe dair projelerinden bize biraz bahsedebilir misiniz?
Ne kadar yol alsam hala yolun başındaymış gibi hissediyorum kendimi. Öyle çok yapmak istediğim şey var ki, anlatsam deli olduğumu düşünebilirsiniz onun için kendime saklayım. Sadece şu an bir dostumla yeni bir oluşum aşamasındayız. Ve tüm enerjimizi bu konuya yöneltmiş durumdayız. Tanrının bana bahsettiği bu yeteneği çok daha yükseklere taşımak en büyük dileğim tabi yine onun açacağı yepyeni kapılarla.

No comments:

Post a Comment